Weblog

2908-kedi-kopek-hastasi-destek-bekliyor-4.jpg

Kedi-köpek hastası destek bekliyor

|

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde ilçe merkezinin biraz dışında bir barınağa gidiyoruz. Barınağa varmadan yol üzerindeki “Ücretsiz köpek verilir” tabelaları dikkatimizi çekiyor. Kısa süre sonra ise tabelaların işaret ettiği etrafı tel ile çevrilmiş barınağa ulaşıyoruz. Kedi-köpek hastalığına yakalandığını söyleyerek sokak hayvanlarına bakan Dursun Özmen’den önce köpekler karşılıyor bizi. Dışarıdayken sesleri tedirgin edici geliyor ama parmaklıklı kapıyı aralayıp içeri girdiğimizde köpekler etrafımızı çevirip üzerimize tırmanmaya, sevgi ve ilgi beklemeye başlıyor. Özmen ise tedirginliğimizi gidermek için endişe etmememizi söyleyip sokak köpeklerinin ortasında bir köpek kulübesinin üzerinde oturan Portakal’ı gösteriyor bize. Portakal, adının hakkını turuncu tüyleri ile veren yaşlı bir kedi. Kendinden bahsedildiğini duyunca ayağa kalkıp miyavlayarak selamlıyor bizi. Özmen ise küçükken annesinin kendine “Kedi-köpek gibi didişmeyin” şeklinde nasihatte bulunduğunu söyleyerek annesinin nasihatini yalanlıyor ve kediler ile köpeklerin pek tabii birlikte yaşayabildiğini anlatıyor bize.

Kendi çabaları ile barınak haline getirdiği ve üç bölümden oluşan arazisinde Özmen’in yaşadığı evin de yer aldığı bölümde köpekler için kulübeler ve yakın aralıklarla çok sayıda su kabını görüyoruz. Zemin çakıl taşları ile kaplı, yer yer yeşillikler uzamış ve bahçede bodur ağaçlar var.

Beyaz tüyleri gözlerini neredeyse kapatmış olan kaniş ırkı bir köpek patileri ile bizi ısrarla kucaklamaya çalışıyor. 10 gün önce barınağa geldiği zaman kaburga kemikleri gözle sayılabiliyor halde olan Bobo’nun aşırı ilgisinden fırsat bulunca başka bir köpek dikkatimizi çekiyor. Sakatlığı nedeniyle ayakta durmakta zorlanan bir köpek düşe kalka büyük bir heyecanla yanımıza gelmeye çalışıyor. Özmen ise engelli olan bu köpeğin bakımı için gönüllü ailesinin gönderdiği para ile sokak hayvanları için mama aldığını söylüyor ve sohbet etmeye başlıyoruz.

Yeşilçam’ın kötü adamı

Dursun Özmen. 45 yıl boyunca Hürriyet, Tercüman, Yeni Asır, Bulvar, Demokrat İzmir gibi gazetelerde foto-muhabirliği yapmış. Yakın zamana kadar da futbol karşılaşmalarında deklanşöre basmaya devam ediyormuş. Foto-muhabirliği severek yaptığını anlatırken bir yandan da sakladığı eskiye ait basın kartlarını gösteriyor. Öncesinde 15 senelik futbolculuk deneyimi de olmuş. Bu nedenle sporcuların sıradaki hareketlerini tahmin etme ve fotoğrafçılığın gücü ile ölümsüzleştirme konusunda oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Sanat ile bağı sadece fotoğrafçılık üzerinden de değil. Askerlik arkadaşı Yılmaz Güney ile olan tanışıklığı sayesinde sinemaya karşı olan merakını da hayata geçirmiş ve yaklaşık 12 filmde rol almış. İlk filmi olan Vurguncular’dan sonra Batıdan Gelen Adam, Beş Hergele, Ölüm Fermanı, Dişi Tarzan, Zarkan, Kanun Pençesi, Zalim Kartal gibi filmlerde Hayati Hamzaoğlu, Bilal İnci, Erol Taş gibi baş kötü adamların yanında kötü adam, pavyon fedaisi, ağanın adamı gibi rollerde yer almış. Evlendikten sonra ise kendi ifadesi ile kedi-köpek hastalığına yakalanarak hayatının son 15 yılını sokak hayvanlarına adamış.

Eski fotoğrafları, meslek tanıtım kartları ve gazete kupürlerini bize gösterip hikâyesini anlattığı sırada hemen yanımızdaki köpek kulübesinin üzerinde duran Portakal, Özmen’in sözünü kesmek istemezcesine patisi ile koluna uzanıp sakince miyavlıyor. Birkaç kere bu hareketini tekrarlayan Portakal, Özmen’in sevecen üslubu ile verdiği “Dur yavrum, konuşuyoruz” şeklindeki ikazından sonra bize katılarak sohbetimizi sessizce dinlemeye başlıyor.

Hayatını sokak hayvanlarına adadı

‘Kedi-köpek hastalığı’na dönüyoruz tekrar. Buca’da yaşadığı sırada gördüğü engelli sokak hayvanlarını sahiplendiğini ancak zaman içinde yaşadığı apartmandaki komşuları ile arasının hayvanlar nedeniyle bozulduğu ve orada artık barınamadığı için dairesini satarak Kemalpaşa’da arazi aldığını anlatıyor. Aldığı araziyi de imkânları dâhilinde tek başına barınak haline getirmiş. 15 yıldır burada sokak hayvanlarına baktığını, hasta ya da yaralı olanları iyileştirip sahiplendirdiğini söyleyen Özmen, bir yıl öncesine kadar futbol karşılaşmalarında foto-muhabirlik yapmaya devam ederek geçimini sağladığını ancak geçirdiği üç ameliyattan sonra artık çalışamaz hale geldiğini anlatıyor.

Bugüne kadar 86 köpeği sahiplendirmiş, 34 uyuz köpeği ise iyileştirmiş. Sefil durumda bulduğu sokak hayvanlarının önce ve sonra şeklinde karşılaştırmalı fotoğraflarını gösteriyor ve “Helalı hoş olsun, ne yapayım. Bu da bende bir hastalık” diyor. Şu anda ise kendi oluşturduğu barınakta 16 tane kediye, sayısı da 20’ye yakın da köpeğin bakımını üstlenmiş durumda. Elektrik parasına gücü yetmediği için klima çalıştıramadığını söyleyen Özmen, hayvanların su kaplarına soğutucu koyarken kas gücünü eskisi kadar kullanamadığı halde günde dört defa etrafı süpürüp paspas yaptığını anlatıyor.

Yılların foto-muhabiri Özmen, sesi titreyerek “Bir şey kaldıramıyorum. Zorlanıyorum, nefes nefese kalıyorum” diyor ve şunları söylüyor: “Emekliyim. Aldığım para 1400 lira. Bunun yarısı kredi borcuma kesiliyor. 700 lira ile geçinmeye çalışıyorum. Dört senedir ben et yemiyorum. Etin yüzünü görmedim. Lüks şeyler yiyemiyorum. Burada yumurta kırıyorum, çorba yapıyorum. Ağlamak değil bu, ağlamıyorum ben. Kötü şartlar içinde ben bu hayvanlara bakıyorum ama pes etmeyeceğim. Bu hayvanlara bakmaya devam edeceğim.”

Belediyelerden talebi var

Baktığı sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirebilmek için talepleri ile defalarca Kemalpaşa Belediyesi’ne gitmiş ancak belediye başkanı ile görüştürmemişler, aynı şekilde Bornova Belediyesi’nde de belediye başkanı ile görüşmesine izin verilmemiş. “Bana para vermeyin, mama da vermeyin. Gelin benim kaldığım yeri görün. Ondan sonra yardım edin” dediğini anlatıyor. Sonra da hayvanların tırnaklarının büyüdüğü ve aşılarının yanı sıra iç-dış parazit tedavilerinin yapılması gerektiği halde belediyeden hiçbir veterinerin gelmediğinden şikâyet ediyor.

Hayvanların sıcaktan kulübelerine girmek istemediklerini ve içme sularının güneşte kaynadığını söylüyor. Barınak haline getirdiği arazinin zeminine beton dökülmesi, elindeki malzemeler ile gölgelik yapılması için işçi istemiş ancak taleplerinin kalıcı işler olduğu için belediyeler reddetmiş. “Kalıcı şeyler yapamayız, suç işlemiş oluruz” şeklinde aldığı yanıta karşılık “Bari gölgelik getirin” demiş ancak onu da getirmeye yanaşmamışlar. Karpuz satan seyyar satıcılara belediyelerin gölgelik vermesine rağmen haklı olarak baktığı hayvanlar için gölgeliğin neden getirilemediğini soruyor.

Hayvanlar sağlık sorunları yaşamasın diye sürekli etrafı temiz tutmaya gayret ediyor ve hayvanların dışkılarını ise barınağın yakınında topluyor ancak bu da Özmen için ayrı bir isyan konusu. “Dağ gibi çöpüm oldu. Ben duyarlı bir insan olduğum için bu çöpü dereye atmıyorum. Kaç defa söyledim, bir kamyon ile alın götürün bu çöpü dedim ama gelmediler” diyor.

Hayvanların bakımı için herhangi bir yerden destek alıp almadığını ya da vatandaşlardan bir destek talebi olup olmadığını soruyoruz.

Vatandaşı kendime acındırmak istemiyorum” diyen Özmen, “Devletin yapması gereken şeyler varken ben neden bir vatandaşa mama getirin diyeyim?” diye yanıtlıyor.

Baktığı sokak hayvanları ile sürekli konuşan, onları arkadaşları gibi gören ‘kedi-köpek hastası’ Özmen, sohbetimizin ardından fotoğraf çekmemiz için köpekleri etrafına topluyor. Ardından da elimizi sıkıp tek başına zorlanmasına rağmen ölene kadar sokak hayvanlarına bakmaya devam edeceğini söyleyerek uğurluyor bizi.

Mert S. KaplanKedi-köpek hastası destek bekliyor
Paylaş!

Benzer Yazılar