Weblog

2772-merhaba-gerceklik.jpg

Merhaba gerçeklik!

|

Rüyalarım küçüklüğümden beri hep çok gerçekçi olmuştur. Sana biraz önce gördüğüm bir rüyadan, daha doğrusu rüyalar grubu ile gerçeklik arasındaki yolculuğumdan bahsedeceğim.

Hayatıma dair hatırladığım en eski anım bir rüyaya ait. Üç ya da dört yaşlarındayım, yağmurlu bir havada gökyüzünde çakan şimşek yıldırıma dönüşüp yakınıma düşüyor ve düştüğü yerde şimşek formunda bir köpek olarak bana doğru koşmaya başlıyor. Öylece kalakalıyorum ve parlak, etrafa elektrik ışınları saçan, sanki tüm vücudu keskin yıldırım dişlerinden oluşan bu köpek kalçamdan ısırıyor. O an uyanıyorum ve dehşet bir korku ile ağlamak ile korkmak ve ne olup bittiğini anlamaya çalışmak arasında gidip geliyorum. Birkaç saniye sonra annem yanıma geliyor ve bunun gerçek olmadığını söylüyor. Ama uyanık olmama rağmen kalçamdaki acı bir hayli gerçek.

Sonsuz karanlık

Bu rüyanın gerçekten gerçek olmadığını idrak etmem ortaokul dönemlerime denk gelir. Sonrasında pek rüya gören bir insan olmadım. Uyandığımda rüya gördüğümü hatırlamam üç-dört ayda bir oldu hayatım boyunca. Genellikle anlık bir sonsuz karanlık… Ve sonrasında gündüz.

Rüya gördüğümde ise bu rüyaların büyük çoğunluğu ani değişen olaylar, kişiler ya da mekanlar gibi klasik rüya biçimleri gibi olmuyordu. Genellikle daha önce hiç gitmediğim belli başlı hayali mekanlar rüyalarımın mekanı oluyor, önceki rüyalarımdan deneyimlediğim kadarıyla bu mekanları biliyor oluyordum. Tabii eğer insan formundaysam. Çünkü rüyalarımın önemli bir kısmında ya dört ayak üzerinde canım pahasına, rüzgar gibi bir şeylerden kaçıyor ya da amatör bir kanatlı gibi uçuyor, daha doğrusu uçmak için yükselirken uçmayı nasıl yöneteceğimi çözmeye çalışıyordum.

Rüya dünyasını tercih etmeye başladım

Üniversiteye geldiğimde bu rüyalar duygusal açlığım ile birleşmeye başladı. İdealimdeki kusursuz kadın ile rüyamda tanışmam ve ona karşı sonsuz bir aşk beslemem bir dönem derslere gitmeyip uyumaya çalışarak rüya dünyasını gerçek dünyaya tercih etmeme kadar uzanmıştı. Hikayeler yazdığım bu dönemde rüya teması da hikayelerimde bolca yer aldı.

Yine de hayatımın büyük kısmı rüyasızlıkla, koca bir karanlık dönem ile geçti. Ta ki B12 değerimin düşük olabileceği şikayeti ile doktora gidene kadar. B12 ilacı kullanmaya başladığımda neredeyse her gece rüya görüyor olmam çok ilginç gelmişti. İlacın etkilerini araştırırken B12 yüksekliğinin rüya görmeyi kolaylaştırdığını öğrendiğimde bu benin için uyuşturucu halini aldı.

Otomatik pilot devrede

Hayatımın birçok döneminde kendi davranışlarımın otomatik pilot diye tanımladığım bilincin biraz daha alt bir katmanından yönetildiğini fark ettiğim zamanlar oldu. En net hatırladığım Karadeniz Bölgesi Judo Turnuvası için gittiğim Ordu’dan. Saatler süren bir otobüs yolculuğu, spor salonunda sıkletleri belirleyecek tartıya çıkmadan önceki zorlu antrenman, tartı sırası, akşam yemeği, geceyi geçireceğimiz tesise gidiş, sabah kahvaltısı, spor salonuna gidiş, maçların başlaması ve ilk üç rakibimi çoktan alt etmiş olmam… Tüm bu süre boyunca sanki zihnim açık değildi. Bir anda kontrolü ele aldım. Yıllardır bir yazılım ile yönetilen yapan zekanın uyanması gibiydi. Tribünlerin ortasında sahadaki karşılaşmalara bakıyordum. Etrafımda tezahüratlar, karşımda kıran kırana iki farklı mücadele ve final müsabakasına hazırlanmam için adımın anons edildiği uğultulu ses. O anda sanki hayatım boyunca bu kadar aktif bilince sahip olmadığım duygusunu hissettim. Sonrası? Sonrası yine otomatik pilot tarafından ele geçirilme. Bu yaşıma kadar birkaç kez daha uyandığımı hissettim ancak kontrolü elimde tutmak birkaç dakikadan fazla sürmedi. Sanki adımlarım, tepkilerim, mimiklerim, ağzımdan dökülen sözcükler her şey hayatımın deneyimleri tarafından yönetiliyor ve zihnim her zaman daha önemli şeyler hakkında düşünmekle meşgul.

Ama bu ele geçirilmişliğin güzel bir yanı da var; bilinçaltıma güveniyorum. Çok sarhoş olduğumda ya da aşırı stres altındayken dahi tüm kontrolü gönüllü olarak ona bıraktığımda hem hayatta kalmam hem de sosyal anlamda bir hata yapmamam noktasında güvenime hiç ihanet etmedi.

Bilim-kurgu rüyalar

Rüyalarımın gerçekçi olduğundan bahsetmiştim. Bu gerçeklik aslında tutarlılığından geliyor. Çünkü bildiğimiz gerçeklik değil, daha çok bilim-kurgu ürünü oluyorlar. Farklı senaryolar üzerinden dünyanın sonu, galaksiler arası yolculuk, kimi zaman da zaman yolculuğu ya da ilkel hayatlar rüyalarımın gerçekçi konularından.

Aylar süren rüya

Biraz önce gördüğüm rüyaya gelirsek, aslında bilim-kurgu kısmı çok az. Sanırım haftalardır tam bir uyku uyuyamamış olmanın büyük etkisi var. Çünkü şöyle dönüp baktığımda son iki haftadır her gün uyandığımda eve dönünce, eve dönünce ise derhal uyumak istiyorum. Ama bunu bir türlü başaramadım. Bugün ise izin günüm olduğu için hiçbir plan yapmadım ve geç uyanıp geç kahvaltı yaptıktan sonra tekrar uyudum. Rüya dizim toplamda bir iki aylık bir süreçti. Bu defa rüyalarıma has mekanlarda değil tamamen gerçek deneyimlerimdeki yerlerde ve iki ayak üzerinde kanlı canlı sosyal bir insan olarak vardım. Önümüzdeki birkaç ay içinde yaşanacağını öngördüğüm tüm rutinleri yaşadım rüyamda. Birçok insanla diyalog kurdum, defalarca bisiklet sürdüm, kulaklıkla müzik dinledim. Sevinçler, üzüntüler, kırgınlıklar hepsi rüyada iken rüyada olduğunu anlayamayacak kadar gerçekti. Sonunda gözlerimi açtım ve işten izin alıp gittiğim ailemin yanında, üniversiteden önce kaldığım odamdaydım. Uykunun yorgunluğu ile etrafa sürünerek kalktım, gündüz saatlerinde uyuduğum ve akşam olduğunu fark ettiğim için salona gitmeye karar verdim. Ama telefonum ve kulaklığımı alırken uykunun yorgunluğu tekrar çökmeye başladı ve her yer önce karardı sonra tekrar hafif hafif ışık gelmeye başladı.

Zamanda yolculuk

Gözümü güçlükle aralıyordum. İlk gördüğüm şey şu an yaşadığım odamdaki mavi renkli koltuk oldu. Ama bunun burada olmaması gerekiyordu. Nihayet aylarca süren uyku zamanımın ilk garipliği ortaya çıkmıştı. Karanlık odamda ikinci seçebildiğim şey duvardaki mantar pano oldu. Öyleyse diğer taraftaki ise kıyafet dolabım olmalıydı. Bunları fark ettiğim anda rüyamdaki gerçeklik çökmeye başladı ve gerçek gerçekliğim ile bağ kurmaya başladım. Gerçek gerçekliğime dair hatırladığım son şey kahvaltıdan sonra yatağa uzanıp hayal kurmam ve sonrasında uykuya dalmam oldu. Ama zihnim bunu kabul etmiyordu çünkü arada aylarca zamanı içeren koca bir boşluk vardı. Gözüm kısmen açılmıştı ama vücudumu hareket ettiremiyordum. Eğer tonlarca ağırlıktaki kolumu oynatabilirsem bu aylar süren gerçekliğin gerçekten gerçek olmadığına ikna olabilirdim. Tüm gücümle kolumu hareket ettirmeye çalıştım. Milim kıpırdamadı ama kasıldığını hissettiğim an tüm o kayıp sürenin rüya olduğunu anladım. Yaşlanmış bir ruh olarak görece genç vücudumda biraz daha hareketsiz kaldım. Sonra tamamen uyanmıştım. Zihnimin içinde bir çeşit zamandan ve mekandan bağımsız yolculuk gibiydi.

Merhaba gerçeklik. Şimdi kalkıp duş almalı ve bir şeyler yemeliyim. Belki birkaç ay yaşadıktan sonra bir süre öncesi için yeniden uyanırım.

Mert S. KaplanMerhaba gerçeklik!
Paylaş!

Tartışmaya katıl