Weblog

2824-dusler-dususu.jpg

Düşler düşüşü

|

Dostoyevski’nin dile getirdiğine benzer bir düşün içindeyim, yalnız iki ayağımın sığabileceği bir kulenin üzerinde. Başlangıcını unuttuğum bir zamandan beri burada, koca bir hiçliğin ortasında düşünmek ve tüm o yalnızlığı hissetmek dışında bir eylemde bulunmadan yaşıyorum. Sağım solum sonsuz yükseklik, tüm ufkum boşluk. Sonsuz bir gün, uçsuz bucaksız bir mekan. Tüm ömrümü geçirdiğim kulede aktif olarak yapabildiğim tek eylem güçlükle görebildiğim ve çığlığımı dahi iletemediğim bir mesafede, ilerideki kule üzerinde duran kişiye aynı kaderi yüzyıllardır paylaştığım için duyduğum özlem.

Yüzyıllarca bu halde yaşadıktan sonra konuşup, plan yapıp anlaşmışcasına karşıdaki kuledekiyle senkron olarak sonsuz yükseklikten kendimi sonsuz boşluğa bırakıyorum. Bir bilinmeze özlem dolu bilincimle atlarken ileriye doğru yaptığım ivme sayesinde yüzyıllar süren düşüşüm ile her an karşımdakine daha da yaklaşıyorum.

Birbirimizin yüzünü seçebilir hale gelmemiz, yüzümüzdeki tüm hatları ezberlememiz ve birbirimize uzattığımız ellerimizin orta parmaklarının temas etmesi yüzyıllar sürüyor. Parmaklarımızın ucundaki ilk eklemlerin birbirine kenetlenmesi ise yıllar.

Ama o anda parmak uçlarımızın kuvveti ile bedenlerimizi birbirimizi doğru çekip sonsuz bir ömür için inanılmaz derecede hızlı bir şekilde sımsıkı sarılıyoruz.

Sarılmamız sonsuz yükseklikteki kulenin oturduğu zemini hissetmemize, sonsuz hayatlarımızı sona yaklaştırmaya başlıyor. Ama sonsuz hayatlarımızın sonundaki bu eylemimizden hiç pişmanlık duymuyoruz. Düşüşüm, sonunda yok olacak olsam da hiçbir şey yapmamaya göre daha tercih edilesi ve bu fedakarlıkla çıktığım yolda bulduğum fedakarlık dengesi olmakta olması gerekenin olmakta olduğu hissi ile dolduruyor zihnimi.

Mert S. KaplanDüşler düşüşü
Paylaş!

Tartışmaya katıl